porno
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
Ana Sayfa Araştırmalar 5 Ocak 2016 1123 Görüntüleme

Değişen Osmanlı’da Yenileşen Hukuk Eğitimi ve Cumhuriyet’e Yetiştirdikleri

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
Değişen Osmanlı’da Yenileşen Hukuk Eğitimi ve Cumhuriyet’e Yetiştirdikleri

Değişen Osmanlı’da Yenileşen Hukuk Eğitimi ve Cumhuriyet’e Yetiştirdikleri

Nevcan Altuğ

Şüphesiz, Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki hukuk eğitimi gelişmelerini, iç ve dış siyasi konjonktürün etkisini göz ardı ederek aktarmak, aslında eksik aktarmak olacaktır.

Tanzimat ile birlikte merkez ve taşrada bürokrasinin artan önemi, Avrupa’nın gerisinde kalındığının yönetim kadroları tarafından fark edilişinden dolayı bir an önce Avrupa’da ortaya çıkan modern devlet yapısının gereklerini yerine getirerek bu geriye düşüşü telafi etme çabası, uzmanlaşma ve farklılaşmanın ön plana çıkışı, Osmanlı’da formel bir hukuk eğitiminin zorunlu hale geldiği kanısını idare nezdinde geçerli kıldı.

Yürürlükteki İslam kanununun zamanın gereklerine göre detayları ile modernleştirilmesinden yana olan ve bu anlayışla Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye ile Arazi Kanunnamesi’ni hazırlamış Adliye Nazırı Cevdet Paşa’ya karşı, Fransız Medeni Kanunu başta olmak üzere Avrupa hukukunun iktibas edilmesi taraftarı olan Büyük Vezir Ali Paşa’nın çabaları ile Ceza Kanunnamesi’nde yapılan laik yönlü değişiklikler, iktisadi kaygılarla oluşturulan Kanunname-i Ticaret ve laikleşen ticaret hukuku ile diğer kanunlaştırma hareketleri devleti içinde bulunulan zor durumdan ‘batılı usullerle’ kurtarma gayretinden açık izler taşıyordu. Kanunlaştırma hareketi, yabancı hukuk sistemlerinin incelenmesini ve bunların iktibasını, dolayısıyla yargı teşkilatının değişimini de zorunlu kıldığından hâlihazırdaki hukuk kadrosunun yetersizliği göz önünde bulundurularak bir öğretim reformu hedeflendi.

Tanzimat ve Islahat fermanları ile gayrimüslim vatandaşlara tanınan eşitliği, Avrupa devletleri Osmanlı’nın içişlerine karışma fırsatı olarak değerlendirerek, gayrimüslimlerin de eğitim göreceği hukuk okullarının kurulması, yargılamanın aleniyeti ilkesine tam olarak uyulması gibi konulardaki taleplerini kolektif bir şekilde raporlamaktan geri durmadılar. Tek hâkimli mahkemelerden toplu hâkimli mahkemelere geçiş, gayrimüslimlerin de mahkeme üyeliğine kabulü gibi klasik dönem Osmanlı geleneğinin oldukça ötesine geçen yenilikler adli sisteme yerleşti.

Darülfünun’dan Fakülteye

Şer’i mahkemeler ve kurulmakta olan Nizamiye mahkemelerinin öncüsü olan memleket ve vilayet idare meclislerine nitelikli ve uzmanlaşmış merkezi otorite için çalışacak kişileri yetiştirmek için Mekteb-i Nüvvab 1854’te kuruldu. 1860larda Nizamiye mahkemelerinin ortaya çıkması, Adliye Nezareti’nin kuruluşu ve günümüz Yargıtay’ının temelini oluşturan Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’nin kurulmasıyla nitelikli hukuk elemanı ihtiyacı daha da arttı. Bunun üzerine 1863’te açılan ilk Osmanlı Darülfünununda kitaplık ve laboratuarlar hazırlanıp öğretime umuma açık konferans serileriyle başlandı fakat düzenli üniversite ve hukuk eğitimine geçilemeden çıkan yangın sonucu kapandı.

1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile kurulması kararlaştırılan ve İlm-i hukuk şubesinde hukuk eğitimi verilmesi planlanarak 1870’te açılan Darülfünun-u Osmanî ise 3 yıl açık kalabildi. İlk hukuk yükseköğrenim kurumu, Mekteb-i Sultani bünyesindeki Darülfünun-u Sultani, Maarif Nazırı Safvet Paşa’nın emriyle 1874’te kuruldu. Sultani’de Mecelle, Roma Hukuku gibi derslerin tedrisini sağlayan Ahmet Cevdet Paşa da Darülfünun-u Osmanî’nin kapanmasını takip eden süreçte kurulacak bu hukuk mektebinin tohumlarını atmıştı.

Nizamnamesindeki düzenlemelere göre, bu hukuk mektebine kaydolacak öğrencilerde Mekteb-i Sultani ya da idadi mezunu olma şartı aranacaktı; yani lise düzeyindeki Mekteb-i Sultani bünyesinde kurulmasına rağmen bu mektep, bir yüksek öğrenim kurumuydu.

Nizamnameye göre Darülfünun-u Sultani müfredatında Fıkıh (İslâm hukuku), Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye (Medeni hukuk), Usul-i Fıkıh (Fıkıh usulü), Hukuk-u Umumiye (Hukuk ilminin geçmiş dönemlerdeki durumunun kısaca gözden geçirilmesi), Kavanin ve Nizamat-ı Devlet-i Aliye (Osmanlı Devleti’nin kanun ve nizamları), Roma Kavanini (Roma kanunları), Kanun-ı Ticaret (Ticaret kanunu, Usûl-i Muhakeme (Muhakeme usulü), Kanun-ı Ceza ve Usûl-ı İstintak (Ceza kanunu ve sorgulama usulü), Kavanin-i Bahriye (Denizcilik kanunları), Hukuk-ı Düvel ve Milel (Devletlerarası ve milletlerarası hukuk), Muahedat (Anlaşmalar), Servet-i milel veya İktisat (Ekonomi politik) dersleri yer alıyordu; İslam hukukuna ilişkin dersler çok az olduğundan dersler gayrimüslim hocalar tarafından, Türkçe ve Fransızca okutuluyordu. Öğrencilerin okula devam edebilmek için her yılın bitiminde girdikleri yazılı ve sözlü sınavları geçmeleri gerekiyor; dört yılsonu sınavını da başarıyla geçenler bitirme sınavına girme hakkı kazanıyordu. Bu sınavda ilmi bir konuda yazılan tez Maarif Nezareti üyeleri, müdür ve öğretmenlerin önünde başarıyla savunulduğu takdirde okul bitirilmiş, ‘doktor’ unvanı kazanılmış oluyordu.

Hukuk mektebi, 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus Savaşı ile neden olduğu mali krizden dolayı lağvedildikten sonra ertesi yıl tekrar eğitime başladı. İlk lisansiye (tezsiz) mezunların pratik geliştirme amaçlı mahkemelere tayinlerinin yapıldığı yıl, öğrencilerden Ohannes Karakaşyan tamamladığı tezini kurul önünde sunarak ‘hukuk doktoru’ unvanını alan ilk kişi oldu.

Artan ihtiyacı karşılamak amacıyla Darülfünun-u Sultani’den ayrı olarak, 1878’de çıkarılan bir nizamnamede belirtildiği üzere ‘Kavanini adliye ve siyasiye-i Devlet-i Aliye’nin ve hukuka müteallik usul ve fünûnun talim ve tedrisi’ amacıyla Adliye Nezareti bünyesinde bir hukuk mektebi daha açıldı ve Mekteb-i Sultani bünyesindeki mektep 1881 yılında buraya nakledildi, böylece iki hukuk mektebi Mekteb-i Hukuk-ı Şahane adı altında birleşmiş oldu. Mekteb-i Hukuk-ı Şahane’nin eğitmen kadrosu yine çoğunlukla üst bürokrasi isimlerinden oluşmakla birlikte, öncülü olan mektebe göre Türkleşmiş olduğu söylenebilirdi. Mecelle-i Ahkam-ı Adliye, Arazi Kanunu, Tapu ve Emlak Nizamnameleri, Ceza Kanunu, Ticaret-i Beriye ve Bahriye Kanunları, Usulü Muhakeme Hukukiyesi ve Cezaiyyesi Kanunları, İlm-i Hukuk-u Milel, Muamelat-ı Ecnebiyeye Müteallik Uhud ve Nizamat ve Mukavelat ve Fransızca Lisanı dersleri okutulmaya başlanmış fakat II. Abdülhamid döneminde müfredata ciddi müdahaleler gerçekleşmiş, örneğin Medhal-i İlm-i Ulum dersi sakıncalı görülerek yasaklanmıştır.

1886 yılında idaresi Maarif Nezareti’ne devredilen hukuk mektebi, başta kendisine bağlı bir şube olarak açıldığı, II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yılında Darülfünun-u Şahane adıyla kurulan Darülfünun’un beklendiği şekilde devam etmemesi nedeniyle II. Meşrutiyet dönemine kadar bağımsız bir okul olarak eğitim verip, 1909 yılında Hukuk Fakültesi adıyla buraya tekrar bağlandı.

Hukukta mektepleşme İstanbul ile sınırlı kalmamış; Darülfünun-u Şahane’yi Selanik, Beyrut ve Konya’da açılan hukuk mektepleri takip etmiştir. Selanik ve Beyrut Osmanlı Devleti hâkimiyetinden çıktığında, Konya’da da Milli Mücadele yıllarında bu okullar kapanmıştır. Ankara’da kurulan Mekteb-i Mülkiye ise 1925’te kurulan Ankara Üniversitesi’ne bağlanmış, üniversite reformundan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi olarak eğitim vermeye devam etmiştir.

Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk hukukçuları

Cemil Bilsel

1879, Şam doğumlu Cemil Bilsel, çalışma hayatına öğrencilik yıllarında Hariciye Vekaleti Tercüme Kalemi’nde başlamıştır. 1903 yılında bitirdiği günümüz İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi olan Hukuk Mektebi’ne beş yıl sonra devletler umumi hukuku dersleri vermek için geri döndü. 1917-18 yıllarında Kudüs ve Batum’da mutasarrıflık yaptı ve 1921’de atandığı Darülfünun’da dört yıl boyunca ders verdi. Cumhuriyetin ilk yüksek öğrenim kurumu olan Ankara Hukuk Mektebi’ni kurmakla görevli komisyonda reis vekili olarak görev yapan Cemil Bilsel aynı zamanda kurumun ilk dekanıydı. 1933 yılındaki üniversite reformu ile lağvedilen Darülfünun’un yerine kurulan İstanbul Üniversitesi’nde 1943 yılına kadar rektörlük yaptı. 1943 yılında emekliye ayrılmadan önce Türk Devletler Hukuk Enstitüsü’nü kurdu ve ara seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi Samsun milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Birleşmiş Milletler anayasasının hazırlama çalışmalarında da görev alan Bilsel, Ankara merkezli Birleşmiş Milletler Türk Derneğinin başkanı oldu ve ülkeyi uluslar arası kongrelerde temsil etti. Toulouse Üniversitesi’nce fahri hukuk doktorasına layık görülen ve Cemiyet-i Akvam, Lozan, Dünya Barış Buhranında Boğazlar, Devletler Arasında Münasebet, Milletlerarası Hava Hukuku adlı eserleri yayımlamış olan Cemil Bilsel, 1949 yılında Ankara’da vefat etti.

Ebül’ula Mardin

1881’de babasının görev yaptığı İşkodra’da dünyaya gelen Ebül’ula Mardin, tesadüfen dersine girme şansı bulduğu, sadrazamlık ve adalet nazırlığına kadar yükselen İbrahim Hakkı Paşa’dan çok etkilenerek başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’nden 1903 yılında birincilikle mezun oldu. II. Meşrutiyet’ten itibaren Eşref Edip (Fergan) ile birlikte fikir babası Mehmet Akif Ersoy olan Sırat-ı Müstakim dergisini yayınlamaya başladı. On dokuz yaşında Temyiz Mahkemesi’ne katip olarak girip hukuk mektebini bitirdikten sonra İstanbul Bidayet Hukuk ve Ticaret mahkemeleri üyeliklerinde bulunan Mardin, 1914-1919 yılları arasında Niğde, 1920’de Mardin mebusu olarak Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına katıldı. 1910 yılında muallim olarak atandığı Hukuk Mektebi’nden, kanuni yaş haddi olan yetmiş yaşına geldiği 1951 yılında medeni hukuk alanında ordinaryüs olarak emekliye ayrıldı. Bu yıllarda, okul Ankara’ya taşınana kadar Mülkiye Mektebi’nde de hocalık yapmıştı. Bir röportajında, hukuk mektebindeki görevinden aklında kalan bir hatırası sorulduğunda şöyle cevaplamıştır: “Beni mahzun veya memnun eden pek çok hadiseler olmuştur. Yalnız bir hadise var ki, beni çok duygulandırmıştı… Fakültede hocalığımın ikinci senesiydi galiba. Kalabalık bir sınıfın imtihanı vardı. Ahmet Mithat Efendi herhangi bir sebep için imtihan ettiğim sınıfa girmişti. Vakit ilerliyordu, imtihan bitmiyordu. Ahmed Mithat Efendi bütün dikkati ile talebeleri dinliyordu. Kendisi, Beykoz’da oturuyordu. Nasıl Beykoz’a gidecek, diye düşündüm. Vakit çok geçti. Neyse imtihan bitti. ‘Ebül’ula Bey’ dedi, ‘Size bazı şeyler soracağım. Siz talebeye araziye ait bazı sualler sordunuz. Bazıları doğru, bazıları yanlış cevap verdiler. Müsaade ediniz, not ettiğim bazı cevapsız sualleri size okuyayım, bana lütfen cevap verir misiniz?’ Hepsini teker teker izah ettim. 68 yaşında bir kimse ilim ve tetkik maksadı ile ne ince noktalara temas edip neler sormuştu? ‘Nasıl Beykoz’a döneceksiniz?’ dedim. ‘Bu gece Darüşşafaka’da kalacağım.’ dedi ve o gece Darüşşafaka’da öldü.” Hukuk devrimi öncesinde Arazi Hukuku ve Evkaf Hukuku dersleri veren Ebül’ula Mardin, Medeni Kanun’un kabulü ile birlikte bu dersler kaldırıldıktan sonra Medeni Hukuk ve müfredata eklendiğinden itibaren Toprak Hukuku derslerini vermeye devam etmiştir. Derslerinde hukuki olayları İslam hukuku ve diğer sistemler ile karşılaştırmalı bir biçimde işlemiştir. Mecelle’nin hazırlanışından anılarını ‘Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa’ kitabında detaylıca aktarmış; Fecr’i Aynı Haklar, Toprak Hukuku, Miras Hukuku, Borçlar Hukuku gibi kitaplarının yanı sıra sağlığında tamamladığı Huzur Dersleri’nin ilk cildini yayımlamıştır. 1957 yılında İstanbul’da vefat eden Mardin, öğrencilerince derslere ellerinde not ya da kitapla gelmediği; kitaplarını yazarken öğrencilerinden, tuttukları ders notlarını rica etmesiyle anılmaktadır.

Ord. Prof. Dr. Tahir Taner

Tahir Taner, 1883 yılında Eskişehir’de doğdu, Mekteb-i Sultani ve ardından Darülfünun Hukuk Mektebi’nden mezun oldu. Avukatlık ve günümüz İstanbul Lisesi’nin öncülü Numune-i Terakki Mektebi’nde Fransızca öğretmenliğinin yanı sıra Düyun-u Umumiye Merkez İdaresi’nde Umur-u Hukukiye kâtipliği de yapan Taner, Adliye Nezareti’nin açtığı sınavda birinci olarak hukuk eğitimine Paris’te devam etti. Buradaki resmi kurumlarda staj da yaptıktan sonra Adliye Nezareti’nde göreve başladı ve daha sonra Ceza İşleri Müdürü oldu. Sekiz yıl sürecek bu görevi sırasında kanun tasarılarını değerlendirme için kurulan komisyonlarda yer aldı, Meclis-i Mebusan ve Ayan’da ilgili oturumlara hükümeti temsilen katıldı, I. Dünya Savaşı yıllarında hükümetin kapitülasyonların kaldırılması kararını almasında rolü bulunan ve Adliye Nezareti tarafından Sadaret’e yazılan tezkereyi hazırlayan komisyonda yer aldı. Savaşın son yılında Almanya ve Avusturya-Macaristan ile çeşitli hususları ve antlaşmaları görüşmek için Berlin ve Viyana’ya giden heyette de bulundu; bu emekleri ile Osmanlı Devleti ve diğer devletler tarafından devlet nişanlarına layık görüldü.

Prof. Taner, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ceza kürsüsüne tayin edildiği sırada bir yandan da Mülkiye Mektebi’nde Ceza ve Ceza Muhakemeleri Usulü Hukuku dersi vermekteydi.

1921’de Milli Hükümet tarafından Adliye Vekâleti Müsteşarlığı’na atanarak Ankara’ya gidip kürsüsüne geri dönmek için 1926’da istifasını verene kadar bu görevi sürdürdü.

Lozan Barış Konferansı’na giden Türk heyetinde adli müşavir olarak görev aldı. 1926 yılından itibaren Lahey Sürekli Hakem Mahkemesi üyelerindendi.

1927’de fakülte dekanlığına getirilen Taner, şimdiki adı Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi olan Kriminoloji Enstitüsü’nün kuruluşuna katkılarda bulunup emekli olana kadar da enstitünün müdürü olarak kaldı; ayrıca Milletlerarası Kriminoloji Cemiyeti’nde ülkesini temsil etti. Gazeteci yazar Şevket Rado, kendisini şöyle anıyor: “Bütün hayatı boyunca binlerce ve binlerce talebeye ceza hukuku dersi veren muhterem hocamız, temiz ve yüksek şahsiyetine çok yakışan bir hareketle, kendi küçük servetini Hukuk Fakültesi’ne bağışlarken, talebelerinin çevresinden çıkarak, cemiyetimizin en geniş hudutlarını içine alan bir ders daha vermiş, daha büyük imkânlara sahip olan varlıklı vatandaşlarımıza yeni bir hizmet yolu göstermiş oluyor: Bilgiyi teşvik ediniz. İstidatlı gençlerin yetişmesine imkân veriniz.”

Batılı hukuk eğitiminin yerleşmesinde önemli emekleri olan Taner, Cumhuriyet dönemi ceza kanunlarının düzenlenişinde yer aldı ve Adalet Bakanlığı’na kanun tasarılarına dair raporlar sundu.

Yaş haddinin dolduğu 1955 yılında emekli olup 1961’de aramızdan ayrılan profesörün ceza hukuku, ceza muhakemeleri usulü, Lozan görüşmeleri ve kapitülasyonlar konulu kitap ve makaleleri yayımlanmıştır.

Kaynaklar

Canan, Halil Kaan “Ord. Prof. Dr. Ebül’ula Mardin” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnternet Mecmuası http://iuhf.net

Cihan, Ahmet (1991). “XIX. Yüzyıl Osmanlı Türkiyesi’nde İdare Hukuku Eğitimi ve Türk İdare Hukukçuları” Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, c.12 s. 1-3, 107-134

Erdem, Ali Rıza (2005). “Üniversitelerimizin Bilim Tarihimizdeki Yeri” Üniversite ve Toplum Dergisi, c.5 s.1

Koyuncu, Nuran (2012). “Hukuk Mektebinin Doğuşu” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c. 16 s.3, 163-183

Songur, Haluk (2013). “Fıkıh Usulü Dersinin Kaldırılması Bağlamında Darülfünundan Cumhuriyete Hukuk Eğitim Müfredatı Üzerine” Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.3 s.1, 1-28

Seçkin, Recai (1958). “Ebulula Mardin ve Eserleri” Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, c.13 s.2, 180-189

Sözüer, Eren. “Ord. Prof. Dr. Tahir Taner” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnternet Mecmuası http://.iuhf.net

Tarihçe, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, http://hukuk.istanbul.edu.tr

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

  • Nevin Yaral :

    6 Ocak 2016-23:06

    Hukuk geçmişimizi aydınlatan derli toplu bir bilgi yazısı olmuş.Günümüzdeki baskı altındaki hukuk dönemi,acaba hukuk tarihinde yerini alacakmı ?

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi