porno
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi

İfade Özgürlüğü – 1

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ – 1

2015 yılına veda etmiş bulunmaktayız. Genelin kanaatine göre 2015 yılı hüzünlü olayların ağırlıklı olarak yaşandığı bir yıl oldu. Hukuki açıdan gelinen noktada Fransa’dan Türkiye’ye ifade özgürlüğü açısından tartışmaya konu uygulamaların, kararların sayısının yükseldiğinin farkındayız. Yakın tarihte Dieudonné davaları, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa Mahkemesinin Kürtçenin kullanımı ile ilgili kararları, Charlie Hebdo’ya gerçekleştirilen terör saldırıları sonrası yayın politikasının yeniden tartışmaya konu olması, Fransız Yargıtay’ının İsrail ürünlerini boykot etmeye teşvik eden B.D.S. isimli grup ile ilgili kararı, Daiş’in yayın ve propaganda araçlarının engellenmesini amaçlayan ve genel anlamda terörle mücadele yasalarının uygulamaları, Cumhuriyet gazetesi, Can Dündar davaları ve Avrupa genelinde artan ırkçı söylemlere karşı alınan veya alınmayan önlemler ve cezalar göz önünde bulundurulduğunda ifade özgürlüğünün tanımı, koruması ve sınırlamaları önem arz etmektedir. Bu doğrultuda 2016’ya ifade özgürlüğünü konu alan bir yazı serisi ile başlamanın yararlı olacağı düşünülmüştür.

İfade özgürlüğü İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19.maddesinde;  Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26.maddesinde;  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10.maddesinde ve Fransa’da Anayasa’ya ek olarak anayasal nitelikte sayılan 1789 tarihli İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesinin 10.ve 11.maddelerinde kendine yer bulmuştur. Uluslararası kaynaklar ifade özgürlüğü için birbirine çok benzeyen tanımlar kullanmış olsa da ulusal boyutta farklılıklar ortadadır. Burada söz konusu özgürlüğün ölçüsünü, rejimini tecrübe etmeden önce ifadenin neyi kapsadığını ortaya koymak gerekmektedir.

İfade

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tanımına göre ifade kişi veya kişilerin söz, yazı, resim veya başka yollarla düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yaymasıdır. Sözlü ve yazılı açıklama ve yayın düşünüldüğünde akla ilk olarak basının faaliyetleri gelir.[1] Fakat yalnızca basına indirgenemeyecek kadar geniş bir yelpazeye işaret etmektedir. Sanatsal, felsefi, tarihi, siyasi ve diğer her türlü beyanı kapsar.[2] Anayasalarındaki bölünmezlik ifadeleriyle birbirine benzeyen iki ülke olan Fransa ve Türkiye’nin Fransızca ve Türkçe’den farklı diller kullanılması hakkındaki tutumları da ilgi çekicidir. Son on beş yıl içerisinde iki ülke bu konuda farklı uygulamalara yönelmiştir. Şüphesiz ifadenin aracı olan dil de ifade özgürlüğü kapsamının içerisindedir.[3]

İfade özgürlüğü içerisindeki ifade kavramının tanımının geniş olması gelişen teknoloji düzenimizde araçların çoğalması ile de bağlantılıdır. Duran adamlardan tencere tava kullananlara, duvar boyalarından sosyal medyaya kadar her türlü fikrin dışa vurulması ifade özgürlüğü alanında bir ifade olarak tanımlanmalıdır. Özgürlüğün sınırsız olamayacağı gibi, söz konusu ifadenin cezai nitelikte sorumluluklar doğurması, kısıtlanması veya yasaklanması gerekliliği her olayın niteliğine ve şartlarına göre değişecektir.

Bu yazı serimizde Fransa’da ve Türkiye’de ifade özgürlüğü alanında verilmiş önemli kararlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında nasıl bir tutum ortaya konulduğunu inceleyeceğiz.

Azınlık dilleri

Medyada çok bahsi geçmese de Fransa toprakları içerisinde kabul edilen ve Fransa açıklarında İtalya’ya komşu Korsika Adası vardır. Bu Adada ayrılıkçı güçler tarafından ara ara şiddet eylemleri gerçekleştirilmektedir ve Fransa’dan bağımsızlıklarını talep etmektedirler. 6 Şubat 1998 tarihinde Korsika Valisi Claude Erignac öldürüldüğünde Paris-Match dergisi saldırı yerinin ve cesedin resimlerini yayınlamıştı ve ailenin dava açması sonucu dergi cezaya çarptırılmıştı. Yayınevi davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin huzuruna taşıyıp ifade özgürlüğünün haksız bir ihlale uğratıldığını savunmuştu. Mahkeme yayınevine hak vermeyerek Fransız Devletinin Sözleşmenin 10.maddesini ihlal etmediğine karar vermiştir.[4] Bu karar önümüzdeki yazıların basının ifade özgürlüğü ile ilgili bölümünde karşımıza çıkacaktır

Kendine özgü bir dili olan Korsika Adası son olarak Başbakan Manuel Valls’ın hedefi olmuştur. Fransız gündeminde yeniden söz konusu olan azınlıkların statüsü ile ilgili araştırmalar esnasında Fransız Anayasa Konseyinin 15 Haziran 1999 tarihli kararı dikkatimizi çekmiştir.[5]

Konseyin kararına göre: “Fransa bölünemez, laik, demokratik ve sosyal bir Cumhuriyettir. Vatandaşların kanun önünde eşitliğini aidiyet, ırk, din ayrımı gözetmeksizin yerine getirir. Bütün inançlara saygılıdır.”; hiçbir zümresinin ulusal egemenliği tek başına üstlenmesinin mümkün olmadığı Fransız halkının birliği ilkesi anayasal değerdedir;

Bu temel ilkelerin ortak bir aidiyetin, kültürün, dilin veya inancın oluşturduğu herhangi bir gruba toplu hakların tanınmasına engel oluşturduğu göz önünde bulundurularak;

Ayrıca, 1789 tarihli İnsan ve Vatandaş Hakları Deklarasyonu’nun 11. Maddesinin beyan ettiği özgürlük: “Fikirlerin ve görüşlerin özgür ifadesi İnsanın en değerli haklarındandır: dolayısıyla yasaların öngördüğü şartlarda özgürlüğün kötüye kullanılmasının doğurduğu neticeler dışında her vatandaş özgürce yazabilir, konuşabilir, yayınlayabilir.” Anayasa’nın 2. Maddesinin 1. fıkrasında ifade edilen: “Cumhuriyetin dili Fransızcadır” ibaresiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği göz önünde bulundurularak;

Birlikte değerlendirilen bu düzenlemelerden yola çıkarak, Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı, bazı bölgesel veya azınlık dil konuşan gruplara, bu dillerin konuşulduğu toprakların içinde tanımış olduğu haklar münasebetiyle, Cumhuriyetin bölünmezliği, kanun önünde eşitlik ve Fransız halkının bütünlüğü ilkelerine aykırı olduğu göz önünde bulundurularak;

Aynı zamanda ilgili metnin içeriğinin özel hayatta olduğu gibi kamu alanında da Fransızcadan hariç bir dilin kullanılmasına hak verdiği, ve Şarta göre bunun Adalet, idare makamlarını ve kamu hizmetlerini de kapsıyor olmasının Anayasanın 2. Maddesinin 1. Fıkrasına aykırı olduğu göz önünde bulundurularak (…) Şartın ilgili düzenlemeleri Anayasa’ya aykırıdır.”.

Söz konusu kararda anayasal denetime tabi tutulan Şartın öngördüğü bir takım haklar Fransa’nın üniter Devlet yapısına ve Cumhuriyetinin bölünmezlik ve bütünlük sıfatlarına aykırı olarak yorumlanmıştır. Dil kullanımının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş olsa da, Fransızcadan hariç bir dilin kamusal alanda ve özellikle idarelerde kullanılmasına hak verilmesi Fransız Cumhuriyetinin nitelikleri ile bağdaşamaz olduğuna hükmedilmiştir. Burada ifade özgürlüğünün bu tür kısıtlamalara maruz bırakılması için söz konusu Cumhuriyetin ve Devletin niteliklerinin özgürlüğün kullanımı nedeniyle tehlikeye girebileceğinin tespiti yapılması gerekirdi. Kanaatimizce bu tehlike yeterince ortaya koyulmamıştır. Aksine azınlık ve bölgesel dillerin kullanımının sınırlandırılması ayrılıkçı gruplar tarafından koz olarak kullanılacaktır. Ayrılıkçı düşünceler ve Devleti bölmeye yönelik teşebbüsler kendilerini Fransızca da ifade edebilecektir. Hukuk tarihi kendisini baskı ile ayakta tutmaya çalışan rejimlerin akıbetlerinin misalleri ile doludur. Fransız Devleti de sık sık gündeme getirdiği özgürlükçü anlayışın gereklerini ortaya koyacaktır.

Düzenli olarak başka ülkelerin azınlıklara karşı tutumunu eleştiren Fransa’da 2014 yılından itibaren Şartın Fransız hükümeti tarafından imzalanıp yürürlüğe girmesi konusu yeniden tartışmalara yol açmıştır. Danıştay bu konuda 30 Temmuz 2015 tarihinde görüş belirtmiştir[6].

Danıştay hükümetin 7 Mayıs 1999 tarihli beyanına[7] atıfta bulunarak Şartın öngördüğü hedeflerin yürürlüğe girmesi halinde hukuki güvenilirliği sekteye uğratacak bir durumun ortaya çıkacağını ifade etmiştir. Zira Şartın 21.maddesine göre Tarafların çekincede bulunma hakkı öngörülmemiştir, dolayısıyla Şart bütünüyle uygulanmalıdır.

Senato da bu görüşe uyarak 27 Ekim 2015 tarihinde 180 karşıt 155 kabul oyuyla yasa tasarısını reddetmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin azınlıklar ve azınlık dillerinin kullanımı ile ilgili tutumlarını sıkça eleştiren Avrupa Parlamentosu’nun raporlarında Fransa’nın azınlık dillere karşı olan tutumu ve kararları henüz bir yankı bulmamıştır.

Oysaki yakın tarihte Türk mahkemeleri, özellikle Kürtçenin kullanımı ile ilgili, oldukça özgürlükçü kararlara imza atmışlardır. İkinci yazımızda bu kararlardan misal vererek üzerinde duracağız.

[1] Conseil d’Etat, 2.12.1982 n47231; E.C.H.R. Sunday Times v. United Kingdom 26.4.1979; Yargıtay, Ceza Genel Kurulu 11.7.2006 K 2006/184

[2] Conseil d’Etat, 24.1.1975, n72868; E.C.H.R. Piermont v. France 27.4.1995; Yargıtay, 4.Hukuk Dairesi, 25.5.2009 K 2009/10167

[3] Conseil d’Etat, 5.10.1990, n104036; Anayasa Mahkemesi, K. 20.11.2004, İsa Yağbasan ve d.

[4] E.C.H.R. Hchette Filippacci v. France, 14.6.2007

[5] Conseil constitutionnel, 99-412 DC – 15 juin 1999, Charte européenne des langues régionales ou minoritaires

[6] Conseil d’Etat, 30.7.2015, avis sur le projet de loi constitutionnelle autorisant la ratification de la Charte européenne des langues régionales ou minoritaires, n390.268

[7]   Hükümet Şartın yürürlüğe girmesi halinde Şartın düzenlemelerinin azınlık ve bölgesel dil kullanan gruplara özel haklar tanınamayacağı ve Devletin tek resmi dilinin Fransızca olarak kalacağı şeklinde yorumlanması gerekeceğini belirtmiştir.

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

  • Yasin Yücesan :

    27 Ocak 2016-14:37

    Ekrem reis Yasin ben cihadın arkadaşı. Bir daha ki yazında ifade özgürlüğünün basın kanadına değinirsen sevinirim. Zira Fransa’da olmasa da Türkiye’de gerçekten ciddi bir problem basın özgürlüğü. Özellikle de son 2-3 senedir yaşadığımız süreçte. Devamlılık diliyorum.

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi