porno
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
Ana Sayfa Araştırmalar 23 Aralık 2015 1418 Görüntüleme

Ord. Prof. Dr. Ernst Hirsch’in Yaşamı

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
Ord. Prof. Dr. Ernst Hirsch’in Yaşamı

HAYMATLOS HUKUKÇU ERNST HİRSCH

Ve işte ben, kendi Alman vatanında Yahudi olduğu için hor görülen, (aşağılık) ırka mensup olduğu için işgal ettiği mevkilerden kovulan, evini yurdunu terk edip, yabancı ülkelere kaçmak zorunda bırakılan ben, dünyanın bir ucundaki Türkiye’de, nice billurlarla, mermerleri, somaki taşı, paha biçilmez kakma işlerinin ihtişamıyla parıldayan, nice değerli mobilyayla, resimle süslü, bir zamanların taht salonu olan bu mekanda, ülkenin bin seçkininden sayılan, saygıdeğer bir Alman profesörü sıfatıyla bulunmaktaydım.” Kendi anı kitabının bir bölümünden alınan bu cümle Ord. Prof. Dr. Ernst Hirsch’in o inişli çıkışlı ve bir o kadar da başarılı olan yaşamını özetler niteliktedir. Peki, bu uzun ve şatafatlı cümlenin sahibi olan Ernst Hirsch kimdir? Kendisi o dönemde Alman İmparatorluğu adı ile anılan günümüz Almanya’sının Friedberg adlı şehrinde 10 Ocak 1902 tarihinde dünyaya gelmiştir. İlk, ortaokul ve liseyi doğduğu şehirde tamamlayan Hirsch, 1920 yılı ile birlikte Frankurt’ta bir bankada çalışmaya başlamış, 1924 senesinde ise Giessen Eyalet Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamlayıp buradan mezun olmuştur. Devamında girdiği sınavlarda üstün başarılar göstererek avukat olmaya hak kazanmış, fakat avukatlık mesleğine pek ısınamamıştır. Bunun nedeni içinde akademiye ve bilime karşı bastıramadığı bir istek duymasıdır ve bu isteğine daha fazla karşı koyamamıştır.

Ernst Hirsch, akademisyenlik hayatına 1920’lerde bir bankada çalışmaya başladığı Frankurt şehrinde adım atmıştır. 1930’da bu şehirde, Ticaret Hukuku, Medeni Hukuk, Alman ve Uluslararası Özel Hukuku dallarında doçent olarak ders vermiş ve bundan bir yıl sonra da Frankurt Asliye Hukuk Mahkemesi’ne atanmıştır. Fakat 1920’ler boyunca Almanya’da gelişen Faşizm 30’lara gelindiğinde iyice ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. Nihayet Ocak 1933 tarihinde iktidara gelen Nasyonal Sosyalist Parti etnik kökene dayalı milliyetçi politikalar uygulamaya başlayınca, Ernst Hirsch gibi Yahudi kökenli vatandaşlar için tehlike çanları duyulur olmuş ve devamında aynı senenin nisan ayında “Meslek Memurlukları Koşullarını Yeniden Düzenleme Yasası” uyarınca “Ari Irk”a mensup olmadığı için kendisinin yargıçlık yapma hakkı elinden alındığı gibi, doçent olarak görev yapması da yasaklanmıştır.

Bu tarihten sonra kendi öz vatanında yabancı konumuna düşen Ernst Hirsch, bir süre sonra aldığı turistik pasaport ile Hollanda’ya geçmiş ve başkent Amsterdam’da geçici olarak Ticaret Hukuku adlı dersin okutmanı olarak iş bulma olanağına kavuşmuştur. İşte tam bu noktada Hirsch’in yaşamının Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Hukuku için önem arz eden bölümü başlamaktadır. Amsterdam’da okutman görevini icra ederken Türk hükümetinden bir davet alır. Bu davet İÜHF Ticaret Hukuku Kürsüsü için Türk hükümetinin tam yetkili temsilcisi Prof. Dr. Malche’nin imzasını taşımaktadır. Akabinde bu davete olumlu yanıt veren Hirsch hoca ile İsviçre’nin Cenevre şehrinde resmi sözleşme yapılır. Yapılan sözleşme kendi kaleminden şu şekilde aktarılır: “Bu sözleşmelere göre, yalnızca öğretim ve araştırmayla değil, mesleği icra edenler için bir takım yetiştirme kurslarının düzenlenmesi ve kamuya açık çeşitli faaliyetlerin sürdürülmesiyle de yükümlüydük. Sözleşmeler 5 yıllıktı.” Ayrıca bu sözleşmeye göre derslerin ilk üç yılı Almanca sonraki yıllarda ise Türkçe işlenecektir. Artık Ernst Hirsch için Türkiye macerası başlamıştır. Türkiye’de bulunduğu ilk yıllarda Türkçeyi öğrenmek için ciddi gayret sarf eden Hirsch Hoca ilk iş olarak bir Almaca-Türkçe sözlük satın alır. Yazmış olduğu anılarda belirttiği üzere, Türk Dilindeki kelimelerde bol miktarda ünlü harf bulunması epey ilgisini çekmiş ayrıca kendisi “i” ve “ü” ünlü harflerine ve telaffuzlarına da ayrıca bir ilgi göstermiştir. Hoca, İstanbul Üniversitesi’ndeki görevine 1933 yılının Kasım ayında başlar. Resmi sözleşmede belirtilmiş olduğu üzere üç sene içinde Türkçesini epey ilerletir, deyim yerindeyse Türkçeyi su gibi akıcı konuşmaya başlamıştır. Ayrıca hocanın ders işleyiş metotları da epey ilgi çekicidir. Onun sistemi sayesinde öğretimde geleneksel ezber yöntemleri geri plana itilmiştir. O, öğrencilerin derse aktif katılımını sağlayarak tartışmacı bir öğretim yöntemini tercih etmiş ve bu sayede ezberden ziyade öğrencilerin muhakeme yeteneklerini geliştirmeyi amaç olarak belirlemiştir.

Hirsch Hoca bir yandan üniversitenin öğretim tekniklerini yenilerken bir yandan da bu yeniliklerin devamlı olması için akademisyen yetiştirmeyi de ihmal etmemiştir. Hoca, dersleri Almanca olarak anlattığı dönemde bir çevirmene ihtiyaç duymuştur ve Almanca bilen bir çevirmen ile birlikte dersleri işlemeye başlamıştır. Fakat bu çevirmenin hukuk alanında ihtisas yapmamış olması onu endişeye düşürmüş, anlattığı konuların öğrenciler tarafından yeterince anlaşılamayacağından korkmuştur. Tam bu sıralarda 2. Sınıf Ticaret Hukuku derslerine gelen Halil Arslanlı adlı öğrenci ile tanışır. Halil, çocukluğunun bir kısmını Almanya’da geçirmiş ve Alman dilini de iyi derecede öğrenmiştir, ayrıca hukuk eğitimi alması ve hukukçunun dilinden anlaması onu Ernst hoca için bulunmaz bir cevher yapar. Kısa sürede Ernst Hoca’nın gözüne girmeyi başaran Halil Arslanlı, onun fahri asistanı olarak görevlendirilmiştir. Dahası, haftanın belirli günleri hocaya Türkçe özel dersler vererek onun Türkçesinin gelişimine katkıda bulunmuş ve bu sayede ikili arasında özel bir ilişki kurulmuştur. İlerleyen zaman içerisinde Arslanlı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde profesörlük konumuna yükselecek ve Hirsch’in Türk Hukuk eğitiminde öncülüğünü yaptığı büyük inkılapların yolundan yürümeye devam edecektir.

Hirsch Hoca kütüphanecilik konusunda da oldukça gayretli bir akademisyendir. ‘’Kitaplığı olmayan üniversite, cephaneliği bulunmayan bir kışlaya benzer.” Sözünün sahibi olan hoca, üniversitenin modern bir kütüphaneye sahip olası için elinden gelen çabayı göstermiş, asistanlarını da bu amaç için seferber etmiştir. Hocanın bu çabaları sayesinde daha çok bir okuma salonunu andıran bu yer, sıkı bir yeniliğe tabi tutulup modern bir kütüphane havasına kavuşmuştur. Ernst Hirsch’in İstanbul Üniversitesindeki öğretim görevi 1943 yılında sona ermiş, bu tarihten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden aldığı bir davet ile Ankara’ya taşınmıştır.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (AÜHF) öğretim üyeliği görevindeyken de, özellikle Türk Ticaret Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile Marka ve Patent Kanunu projelerinin hazırlanmasında “kodifikatör” olarak büyük rol oynamıştır. Kendisi ayrıca hukuk dilinin Türkçeleştirilmesi için kurulan komisyonda görev yapmış, yabancı kökenli ifadelerin Türkçeleştirilmesi için çaba sarf etmiştir. Fakat Hirsch’in uğraştığı meselelerden belki de en önemlisi yerleşik İslam hukukundan laik hukuka geçişin tam olarak sağlanabilmesi için gerekli altyapının oluşturulması olmuştur. Bu girişim için hocanın kendi kitabında yer verdiği ifadeler şu şekildedir: “Esasında İslami esaslara dayanmayan yabancı yasaların çevirileri olan, kapsamlı Türk kanunları çıkarılarak, o güne kadar İslam’ın damgasını taşıyan gelenek ve kanun hukukunun saf dünyevi kanunlarla bağdaşmayan tüm hükümleri kesinlikle kaldırılmıştı. Örneğin İsviçre’den Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu gibi, Almanya’dan Deniz Ticareti Kanunu ve Ceza Usul Kanunu, İtalya’dan Ceza Kanunu alınmıştı. Fakat yasa koyucunun eski hukukun yok edilerek yeni yasaların yürürlüğe girmesi yönündeki buyruğu, başlangıçta etkisiz kaldı. Yürürlükten kaldırılan hukuk de facto olarak varlığını sürdürdü; çünkü yürürlüğe konan yeni yasalar de facto olarak uygulanmıyordu ki! Bu yasalar, ilk başta, ideal düzeni ifade eden sözsel eserlerdi; gelecekte insanlar arasındaki ilişkiler ve koşulların gerçek düzeni, işte bu ideal düzen doğrultusunda değişecek ve gelişecekti.”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’daki Nazi yönetiminin yıkılmasına rağmen Hirsch Hoca 1952 senesine kadar Türkiye’deki çalışmalarına devam etmiştir. Bu bağlamda 1951 yılında “Atatürk Yasasının” hazırlanmasını sağlamıştır. Bu yasa kapsamında Atatürk’ün fiziksel anısı olan heykeller de ceza hukukunun yaptırımlarına bağlanarak korunur oldu. Aynı şekilde Hirsch Hoca, Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel ilkeleri sayılan “altı okun” da anayasaya girmesini sağlamıştır.

1953 yılı ile birlikte Berlin Belediye Başkanı Ernst Reuter’in ısrarları sonucu Almanya’ya dönmeye ikna edilen Hirsch Hoca 1953’ten itibaren Berlin Serbest Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı konumunda bulunmuştur. Türkiye’de yaşadığı dönemde Türk vatandaşlığı hakkına sahip olan Hoca, Almaya’ya taşındıktan sonra Türk vatandaşlığından geri çekilmiştir. Fakat çeşitli çevrelerden aktarılan anektodlara göre Hirsch Hoca ölümüne kadar Türk pasaportunu muhafaza etmiş ve Türkiye’ye olan özel ilgisini kaybetmemiştir. Ayrıca Ernst Hirsch, yaşadığı dönemde dört adet kitap yayınlamıştır. Bunların üçü hukukun çeşitli konuları hakkındadır ve biri ise anı kitabı şeklindedir: Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi Dersleri, Pratik Hukukta Metod, Fikri ve Sınai Haklar, Anılarım.

1967 yılına kadar Hür Berlin Üniversitesi’ndeki görevini sürdüren hocanın, bu tarihlerde meydana gelen öğrenci hareketleri sebebiyle emekliye ayrıldığı söylenir. Zira o, öğrencilerin siyasete karışmalarını pek de arzulamayan bir kişilik olarak bilinmiştir. Emeklilik sonrası Almanya’nın ”Hessen Eyaleti, Königsfeid-Schwarzwald” kasabasındaki evinde bilimsel ve düşünsel çalışmalarını sürdüren değerli hoca, 29 Mart 1985 tarihinde hayata gözlerini yummuştur. Ernst Hirsch hiç şüphesiz hukuk alanında büyük işler yapmış bir şahsiyettir. O yalnız ülkesinde değil bir konuk gibi geldiği Türkiye’de de çok saygı duyulan ve takdir edilen bir kişilik olmuştur. 1958 Aralık ayında “Vatan” gazetesinde onun hakkında şunlar yazılmıştır: ‘Profesör Hirsch, Türkiye’de geçirmiş olduğu yirmi yıldan sonra tamamen bizden biri olmuştur. Herhalde iyi bir Alman’dır, ama hiç şüphesiz, aynı derecede de iyi bir Türk’tür.”

Hirsch Hoca’nın hayatı hakkında ilginç bazı bilgiler ve anılar şu şekildedir: Hirsch Hoca’nın kız kardeşi, Nazi yönetimi sırasında Auschwitz Toplama Kampı’nda hayatını kaybetmiş, bu olay onu derin bir kedere boğmuştur. Ayrıca, Hirsch Hoca Türkiye’de doğan oğluna “Enver Tandoğan” ismini vermiştir. Bunun nedeni olarak Hirsch Hoca’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı hissettiği vefa borcunun yanı sıra Enver Paşa’ya olan hayranlığının da etkili olduğu aktarılır. Enver’in Arapça bir isim olması sebebi ile bir de Türkçe isim koymak isteyen Hirsch, oğluna bir de “Tandoğan” ismini eklemiştir. Anılarında bahsettiği üzere İstanbul’da kaldığı dönemde Hirsch, T.C eski başbakanlarından Recep Peker’in evinin altıncı katına kiracı olarak yerleşmiştir. Akademik hayatı hakkında ise Ankara Üniversitesi’nde görev yaptığı odasının kapısında kendisi hakkında bir plaket bulunmaktadır ve hukuk fakültesinin şeref salonunda da resmi asılıdır. Son olarak, Hirsch Hoca Türk vatandaşlığına geçtiği vakit soyadı Türkçe harflere göre yazılmıştır: Hirş.

Hüsamettin ŞİMŞİR

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi