porno
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
Ana Sayfa Araştırmalar 1 Şubat 2016 864 Görüntüleme

Türkiye’ye Gelen Alman Hukukçular ve Türk Hukukuna Katkıları

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
Türkiye’ye Gelen Alman Hukukçular ve Türk Hukukuna Katkıları

Türkiye’ye Gelen Alman Hukukçular ve Türk Hukukuna Katkıları

Nevcan Altuğ

Neden ve nasıl geldiler?

20. yüzyılın başlarında pek çok farklı açıdan gelişmeye başlayan Türk-Alman ilişkileri, Birinci Dünya Savaşı yıllarında eski Alman yurtdışı okulları sorumlusu Prof. Dr. Franz Schmidt’in Maarif Nezareti’nde danışman olarak çalışmaya başlamasıyla geçmiştekinden farklı bir yola girdi. Schmidt, Tanzimat’tan itibaren Fransız etkisinde gelişmekte olan Osmanlı eğitim sistemini kendi etkileri altına alabilmek ve hatta bunun için bir Alman üniversitesi kurmak gibi hedeflerle göreve gelirken, Osmanlı Devleti de bu gelişmeleri eğitimde gerçekleştirilmek istenen yenilikler için değerlendirme imkanını elde etmişti. Schmidt ve diğer Alman meslektaşları, İstanbul Osmanlı İmparatorluk Üniversitesi için Nizamname Tasarısı adlı bir tasarı hazırlamışlarsa da bu Maarif Nezaretince reddedilmiş; fakat üniversite tüzük değişiklikleri için önemli rol oynamışlardır. Farklı branşlarda Almanya ve İttihat ve Terakki’nin tek bir ülkenin kurum kadrosunda ağırlığa sahip olmaması kaygısı nedeniyle Avusturya, Macaristan gibi ülkelerden gelen akademisyenlere rağmen ihtiyacın devam ettiğinin görülmesi üzerine Dr. Johannes Heinrich Mordtmann (Almanya’nın İstanbul eski Başkonsolosu; Tarih Metodolojisi) ve Dr. Erich Nord (Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu Baş tercümanı; Avrupa Medeni Hukuku) adlı iki Alman diplomatının üniversitede görevlendirilmesi konusunda bir anlaşma da imzalandı. Fakat yeterli öğrenci olmaması, yönetimin yeterli ilgiyi göstermemesi gibi nedenlerle bu dönemde gelen hocalardan beklenen verim alınamamış; istenen gelişme yakalanamamıştır.

Dönemin Darülfünunu, yeni rejimin yeni politikalarına kayıtsız ve bazen de tepkili olmasıyla yönetim açısından değişime acilen ihtiyaç duyulan bir kurumdu. Maarif Vekili Reşit Galip’in deyimiyle, “Ne Yazı Devrimi’ne destek vermiş, ne yeni tarih yazımına ne de iktisat politikalarına… İstanbul Darülfünunu, en sonunda sustu, kendi kabuğuna çekildi; adeta bir Ortaçağ yalıtılmışlığıyla dış dünyadan tamamen koptu.”

Almanya’da 1933 yılındaki seçimleri kazanarak iktidara gelen totaliter Hitler yönetimi, ideolojik olarak karşıt pozisyonda yer alan ve Musevi kökenli akademisyenleri mesleklerinden alıkoymaya ve çeşitli yollarla ülkeyi terke zorlamaya başladığından itibaren (Horst Widmann’a göre iki tür mülteci bilim adamı vardı: Alman oldukları halde ideolojilerinin hükümet ile çatışması nedeniyle ülkeyi terk edenler ve Yahudi olduğu için ülkeyi terke zorlananlar.) bu kişiler, Zürih’te Philipp Schwartz’ın önderliğinde, iş imkânları arayışıyla bir dernek kurdular. İki ülkede bunlar olagelirken, Darülfünun’a reform planları için çalışan Atatürk’ün Cenevre Üniversitesi profesörü Albert Malche’den Türk yükseköğrenim sisteminin ihtiyacı olan yenilikleri belirlemesini ve öneriler sunmasını istemesi üzerine Malche, Schwartz’ın girişimleriyle kurulan dernekteki akademisyenleri Türkiye’ye yönlendirdi. Maarif Vekaleti ile Malche, Schwartz ve Rudolf Niessen bir çalışma anlaşması imzaladılar; bu günden itibaren de Üniversite Reformu’na eşlik edecek akademisyen grubunun Türkiye yolculuğu başlamış oldu. Bu yolla Türkiye’ye gelen hukukçulardan Profesör ve Eyalet Mahkemesi Yargıcı Ernst Hirsch, kendi başına geleni şöyle anlatır: “30 Mart günü, bir ‘Yahudi Boykotu Günü’nden tam iki gün önce, telefonla aranarak Eyalet Mahkemesi Başkanı Dr. Hempen’in makamına çağrıldım. Dr. Hemden, Eski Prusya eyaleti Hessen- Nassau’nun o günkü Reich komiseri Dr. Roland Freisler adına, benden, yeni bir haber gelene kadar hâkimlik görevimi yerine getirmemem ricasında bulundu. Ve ben – aynı zulme maruz kalmış pek çok arkadaşımın aksine – bu talebi şiddetle reddettiğimde de, başkan, kendisine zorluk mu çıkarmak niyetinde olduğumu sordu. Meselenin bu olmadığını, hâkimliğin bağımsızlığının ve her ikimizin de ettiği hâkimlik yemininin uygulanıp uygulanmamasının söz konusu olduğunu açıkladım. ‘O takdirde, size şu andan itibaren izinli olduğunuzu resmen bildiriyorum’, cevabını aldım. Ancak 10 Nisan’da, yani Devlet Memurluğunu Yeniden Düzenleme Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden birkaç gün sonra, bu sözlü emir bana yazılı olarak bildirildi.”

Bu arada, Malche’nin eleştirel gözlemleri doğrultusunda hazırladığı raporda Türkçe bilimsel yayınların sayıca çok az olduğu, profesörlerin ek işler yapmasını gerektirecek kadar düşük ödemeler alması, Darülfünun’un özerkliğinin kurumu hükümet ve toplumdan uzak kıldığı (ve bakanlıkla sıkı bağlantılara ihtiyaç duyulduğu), ezberci eğitimin hâkim olmasının asıl bilimsel çalışmayı engellediği, öğrencilerin yabancı dil yetersizliği gibi hususlar dikkat çekmiştir. Bu rapora istinaden Maarif Vekâleti üniversiteleri yeniden yapılandırmaya dair kanun tasarısını Meclise taşır ve 1933 yılında çıkan kanun ile Darülfünun’un kapatılıp İstanbul Üniversitesi’nin açılması kararlaştırılır.

Medrese geleneğinden kopamamış olan Darülfünun’daki akademik unvanlar ve organizasyon, üniversite sistemine benzer şekilde tekrar düzenlenir, fakülteler ve içlerindeki enstitüler kurulmaya başlanır ve Almanlar başta olmak üzere yabancı akademisyenlere dersleri Türkçe anlatabilecek kadar Türkçe öğrenme ile Türkçe ders kitapları ve makaleler yayımlama zorunluluğu getirilir. Bu gibi görevlerin yanında hocalara Avrupa’dan getirecekleri materyaller, ulaşım masrafları ve buradaki yaşamlarındaki çeşitli güvencelerin Türk hükümeti tarafından karşılanması ve o dönemin Türk meslektaşlarına oranla çok yüksek tutarda maaş almaları gibi kolaylıklar da sağlanmıştı.

Kimler geldi ve neler oldu?

Tıp, Fen ve Edebiyat fakültelerindekinden daha az sayıda mülteci akademisyen alan Hukuk ve İktisat Fakültesi (İktisat Fakültesi ilerleyen birkaç yıl sonra Hukuk’tan ayrılacaktır) bünyesinde, Ernst E. Hirsch (Ticaret Hukuku) 1933-1952, Andreas Schwartz (Medeni Hukuk ve Roma Hukuku) 1934-1953, Karl Stupp (Devletler Hukuku) 1933-1935, Richard Honig (Hukuk tarihi) 1933-1939, Josef Dobretsberger (genel iktisat) 1938-1941, Fritz Neumark (Maliye) 1933-1952, Gerhard Kessler (Sosyal politika) 1933-1951, Wilhelm Röpke (genel iktisat) 1933-1937, Alexander Rüstow (İktisat ve iktisat coğrafyası) 1933-1949 yılları arasında ders vermekle kalmayıp İktisat Fakültesi’nin kuruluşunda, hukuk eğitiminin de diğer disiplinler gibi ezber dışı şekillerde de dersler işlenerek verilmesinde, akademik yayınların kalitesinin ve miktarının artmasında (Türkçe ders kitapları da kaleme alarak) önemli katkılarda bulundular.

Aslında Üniversite’nin ve mülteci akademisyenlerin ilk yılı pek pürüzsüz atlatılmadı. Özellikle Tıp Fakültesi olmak üzere, reforma ve yabancı hocaların reform ile birlikte kendilerini amiyane tabirle yerlerinden etmelerine tepki gösteren Türk akademisyenler ile Hitler’den kaçarak sığındıkları ülkeye adapte olmaya çalışan Alman ve Musevi kökenli meslektaşları arasında tatsızlıklar, çekişmeler meydana geldi. İlk rektör İrdealp’in yerine gelen hukuk profesörü Cemil Bilsel ve onun gibi fedakâr davranan hocalar bu ortama neden olan aksaklıkları gözlemlemek amacıyla denetimlerde bulunup şikâyetleri dinleyerek ve gerekenleri yerine getirmek için elinden geleni yaparak başarısızlıkla sonuçlanacağı düşünülmeye başlanan üniversite reformunu ve Alman arkadaşlarını kurtardılar.

Bize kattıkları

Reform yılında Felsefe bölümü ikinci sınıf öğrencisi olan Adnan Cemgil’in belirttiğine göre 1932 yılında çoğu hocanın kitabı olmadığı için Türkçe ile felsefe yapılamayacağı öne sürülerek ağdalı bir Osmanlıca ile anlatılan derslerde not tutmak zorunda kalan öğrenciler, reform sonrası Almanya’dan gelen profesörlerin bambaşka bir sistematikle işlediği derslerini daha iyi anlamaya başlıyorlar.

Hilmi Hacaloğlu’nun Popüler Tarih dergisinin Ocak 2001 sayısında anlattığı üzere, “1933-1945 yılları arasında, İstanbul ve Ankara’daki üniversitelerde, profesör, doçent, asistan, bilimsel yardımcı personel olarak, toplam 139 Alman ve Avusturyalı mülteci akademisyen görev yaptı. … Bakanlık ile mülteci hocalar arasında imzalanan sözleşmelerin birkaç temel maddesi vardı: Profesörler, üçüncü yılın sonunda, derslerini Türkçe vermek için ellerinden geleni yapmak, kendilerinden sonra kürsünün başına geçecek doçent ve asistanları yetiştirmek, temsil ettikleri branşlarla ilgili ders kitabı ve bilimsel makaleler yazmakla yükümlüydüler. Bu maddeler arasında en zor olanı, kuşkusuz, dersleri 3 yıl sonra Türkçe olarak vermek şartıydı. Bazı hocalar zor dönemlerinde kendilerine kucak açan bu ülkeye bağlılıklarını göstermek için, özel öğretmenler tuttular, asistanlarıyla çalıştılar ve kendi deyimleriyle, ‘sabrın sonu selamet’ dediler… Hirsch, Neumark, Arndt, Reuter, Isaac gibi profesörler, zamanı geldiğinde, Türkçeye, ders verecek kadar hâkimdiler.”

Alman hocaların katkılarına yakından bakılacak olursa, Ernst Hirsch önce İstanbul’da ticaret hukuku, ardından Ankara Üniversitesi’nde buna ek olarak hukuk sosyolojisi ve hukuk felsefesi dersleri vermiş, Türk Ticaret Kanunu ile Türk Telif Hakları Kanunu’nun çıkarılmasında yoğun emekler sarf etmiş, 1946’da yüksek öğrenim kurumlarına özerklik tanıyan Üniversiteler Kanunu için çalışmalarda bulunmuş; sonra sürgünde geçirdiği yıllara dair anılarını Als Rechtsgelehrter im Lande Atatürks başlıklı kitapta toplamıştır. 1933-1951 yılları arasında ekonomi politikası anabilim dalında çalışan Gerhard Kessler ise 4 adet Türkçe ders kitabı yayımlamış, İktisat Fakültesi’nin yaklaşık 50 bin kitaptan oluşan kütüphanesini serbest zamanlarında bizzat düzenlemiş, 1946 yılında Orhan Tuna ile birlikte ilk Türk sendikasının kuruluşunda yer almıştır. Fritz Neumark, 1933-1951 yılları arasında İstanbul Üniversitesinde ekonomi politikası alanında öğretim üyesi olarak görev yapmış ve Türkiye’deki anılarını Boğaziçi’ne Sığınanlar adıyla kaleme almıştır. 1935-1946 döneminde Ulaştırma Bakanlığı için idare ve trafik konularında uzman olarak çalışan Ernst Reuter, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde yerel yönetimler ve şehir planlaması konusunda dersler vererek Şehir Planlaması Enstitüsü’nün kurulmasında rol almıştır.

Bu bilim adamlarının çalışmaları, İstanbul Üniversitesinin daha kuruluş yıllarında Alman sistemine göre yapılanmasını sağlamıştır. Yabancı profesörler öğrenciyi ders esnasında düşünmeye ve sorgulamaya, ansiklopedik bilgiyi ezberlemek üzere dinlemek yerine aktif olarak derse katılmaya sevk eden yollarla eğitim vermiş; çevirileri ve kaleme aldıkları kitaplar ile o yıllarda çok zayıf olan akademik yayın kapsamı açısından üniversitelerimize önemli destekte bulunmuşlardır.

Diktatör Hitler rejimi ve Türk hükümetinin çağrısı ile Üniversite Reformu’nu mümkün ve sürekli kılmaya gelen bilim adamlarından Amerika Birleşik Devletleri’ndeki üniversitelerden davet alanlar 1940 öncesi Amerika’ya geçiş yaptılar. Kalanların ise bir kısmı İsrail, Mısır, İsviçre gibi gidiş kanallarının açık olduğu daha yakın ülkelerde çalışmalarına devam etti; Türkiye’de uzun yıllar kalan az sayıda akademisyenden ayrı olarak bunların çok büyük kısmı İkinci Dünya Savaşı sonrası normalleşme sürecine giren ve beyin göçü veren anavatanlarına (Almanya, Avusturya, Macaristan) tekrar faydalı olabilmek hedefleriyle geri döndü.

Kaynaklar

Hacaloğlu, Hilmi (Ocak 2001). “Üniversite Reformunda Bir Dönüm Noktası: ‘Alman Hocaların’ Türkiye Macerası” Popüler Tarih, 76-79

Mazıcı, Nurşen (Ağustos 1995). “Öncesi ve Sonrası ile 1933 Üniversite Reformu” Birikim, s. 76, 56-70

Namal, Yücel (2012). Türkiye’de 1933–1950 Yılları Arasında Yükseköğretime Yabancı Bilim Adamlarının Katkıları, Bülent Ecevit Üniversitesi Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, c. 2 s. 1, 14-19

Sertpolat, Ali (Mart 2015). “Nazi Almanya’sı Döneminde Mülteci Profesörlerin Türkiye’ye Geliş Süreci (1933)” Sosyal Bilimler Dergisi s.2, 26-43

Türk, Fahri ve Servet Çınar (2013). “Türkiye ile Almanya Arasındaki Bilimsel İlişkiler: Türk-Alman Üniversiteleri” Gazi Akademik Bakış Dergisi, c.7 s.13, 45-65

Widmann, Horst (1999). “Atatürk ve Üniversite Reformu” (A. Kazancıgil, S. Bozkurt, Çev). İstanbul: Kabalcı

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi
3. Uluslararası Kamu İhale Hukuku Kongresi